…
Yağmur yağmur yağmur… Yıl 2026. Nisan ayının bir pazar günü akşam saatlerinde başlayan yağmurun camıma damla damla düşmesiyle başlıyorum yazıma. Ardından pencereyi aralıyorum ve ciğerlerime aniden…
Yağmur yağmur yağmur…
Yıl 2026. Nisan ayının bir pazar günü akşam saatlerinde başlayan yağmurun camıma damla damla düşmesiyle başlıyorum yazıma. Ardından pencereyi aralıyorum ve ciğerlerime aniden dolan hafif nemli ve huzuru çağrıştıran o kokuyla irkiliyorum. Hani şair diyor ya “Toprak sevdiklerimizi aldığı için mi böyle güzel kokar” işte tam da o anda bu cümleyi sorguluyorum…
Gözlerimi kapatıp binbir düşüncelere daldığım o anlar geliyor aklıma meğer ne çok şey için uğraş vermişiz. Belki de bundan beş sonra aklımıza gelmeyecek şeyler için ne çok acılar çekmişiz. insanın kaderi midir bu??? İnsan hep acı çeken bir varlık olarak mı yaşar?? Mutluluğun peşinde koşarken her defasında mutluluğun anlardan ibaret olduğunu bilemez mi??? Niçin savrulur dipsiz yollarda???
Şimdi ardımıza baktığımızda neleri hatırlıyoruz veyahut geçmeyen ne kalmış hayatımızda? Bu nankörlük bize verilen bir lütuf değilse nedir??? Evrenin bize verdiği en kıymetli şey unutmak değil midir?? Hep yakındığımız şeydir değil mi unutulmak… Oysa sihri içinde barındıran bu kelime bu cihanda olmasaydı kanayan yaralar nasıl susardı…
Tüm derdi içindeki acıları susturmak olan bizler her zaman korkarak ve ürkek yaşamaya mahkumuz ve mahkum kalacağız. Hepimiz ne kadar da aciz olduğumuzun farkına varamadan bencilliğimizle beraber yok olup gideceğiz ve bunları yaparken hiçbir zaman bilmeyeceğiz hasıl olanın bu olmadığını.
“İnsan” beş kelimeden oluşan bu harfin sadece beş kelimeden oluşmadığını anlayamayacağız. Niçin ve neden ??? ne zaman ve nereye??? gittiğini bilmeden savrulurcasına kaybolacağız.
Velhasıl insanız ve insanca yaşayacağımızı unutmayacağız.
İnsanız ve insanca yaşayacağız…